: 444 9863

İLETİŞİM FORMU

Mesajınız Gönderilmiştir, Teşekkür Ederiz.
Lütfen Tüm Alanları Eksiksiz Doldurunuz.
İLETİŞİM FORMU

Sık Sorulan Sorular

AĞIZ, DİŞ VE ÇENE CERRAHİSİ Gömülü diş ne demektir?

Doğal sürme zamanları geldiği halde; çene kemiği içinde kalıp normal konumunu alamayan dişlere, gömülü dişler adı verilir. En sık olarak 20 yaş dişleri, bunları  takiben de kanin (köpek) dişleri, sıklıkla çene kemiği içerisinde gömülü kalabilmektedir. Bazı durumlarda, gömülü kanin dişleri ortodontik tedavi ile olması gereken konumlarına sürdürülmektedir. Fakat bunun mümkün olmadığı ve/veya gömülü dişlerin diğer dişlere zarar verdiği ya da enfeksiyon ve patoloji kaynağı oluşturduğu durumlarda; çekilmeleri gerekmektedir.

Her 20 yaş dişinin ameliyat ile alınması gibi bir kural yoktur. Klinik ve radyolojik muayeneler sonucunda, diş çekiminin hangi yöntemlerle yapılacağına diş hekimi karar vermektedir. Her 20 yaş dişinin çekiminin zor olacağını düşünmek yanlıştır. Çekilmesi düşünülen 20 yaş dişinin konumu, boyutları ve şekli; normal bir diş çekimi ya da ameliyatla dişin alınmasına karar vermemizi sağlar.

AĞIZ, DİŞ VE ÇENE CERRAHİSİ İmplant nedir?

İmplant; eksik dişlerin yerine konması amacıyla, çene içerisine yerleştirilen çoğunlukla vida şeklindeki yapay bir diş köküdür. Çene kemiği titanyumu vücudun bir parçası olarak algıladığından, implantlar çoğunlukla titanyumdan yapılmaktadır ve implantların yüksek doku uyumu nedeniyle başarı oranı oldukça yüksektir. Diş hekimliğinde çok yaygın kullanım alanı bulma nedeni; tek diş eksikliklerinden, hiç dişi olmayan hastalara kadar, çok geniş bir yelpazede uygulanabilir olmasıdır. Bu uygulama, komşu dişlere hiç müdahale edilmeden gerçekleştirilir. Gerek çiğneme hissinin normale en yakın olması, gerekse diğer dişlere müdahale etmeden tedavi imkanı yaratması; yaşadığımız yüzyılda implant içeren yöntemleri, en çok uygulanan tedavi yöntemlerinden biri haline getirmiştir.

AĞIZ, DİŞ VE ÇENE CERRAHİSİ Hangi durumlarda implant yapılmalıdır?

Diş eksikliği olan kişiler fonksiyonel ve estetik birçok sorun yaşamaktadırlar. Diş eksikliğinde etkin bir çiğneme yapılamamaktadır. Diş kaybı, kapanışın da değişmesine neden olduğundan; çene ekleminde sorunlara neden olabilir. Ayrıca oluşabilen estetik problemler ve konuşma bozuklukları nedeniyle, kişilerin kendilerine güvenleri de etkilenebilmektedir.

İmplantlar; dişlerini periodontal hastalık, çürük, travma ya da başka bir nedenle kaybetmiş kişilerde iyi bir ağız sağlığı için ideal bir seçenektir. Dişlerin eksik olduğu bölgelerde zamanla çene kemiğinde erime meydana gelir. Diş çekimini takiben implantın uygulanması bu erime miktarını önemli ölçüde azaltmaktadır. Komşu dişlerden destek almadığından geleneksel köprülere göre daha koruyucu bir uygulamadır. Çenelerde en sondaki dişlerin eksik olduğu durumlarda sabit bir protez (kuron veya köprü gibi) yapılamadığında, hareketli (kişi tarafından takıp çıkartılan) bir protez tercih edilmediğinde ya da tamamen dişsiz ağızlarda çene kemiği silikleştiğinden total protez kullanımı zorlaştığında ve protezin ağız içerisinde oynamasını engellemek amacıyla da implantlar uygulanmaktadır.

AĞIZ, DİŞ VE ÇENE CERRAHİSİ Kimlere implant uygulanabilir?

Genel sağlık durumu iyi olan, sağlıklı dişetleri ve çene kemiğinde implantları destekleyebilecek oranda kemik bulunan, iyi ağız bakımı yapan bireyler implant tedavisinde yüksek başarı oranına sahiptir. Bazı durumlarda kemiğin miktarı implant yerleşimi için yeterli olmaz. Eğer kemik kaybı fazla ise, ileri teknikler uygulanarak implant yerleştirilmesi için uygun alt yapı sağlanarak implantlar yerleştirilebilir.

AĞIZ, DİŞ VE ÇENE CERRAHİSİ Kimlere implant uygulanamaz?

  • Baş ve boyun bölgesine radyoterapi uygulanmış bireyler
  • Kemik büyüme ve gelişimini tamamlamamış genç bireyler,
  • Sigara kullanımı ağız içindeki yara iyileşmesini baskıladığından ve implant başarısını düşürdüğünden; sigara kullanımı çok fazla olan bireyler implant için uygun aday değillerdir.

Diyabet, yüksek tansiyon, hemofili ve otoimmun hastalık gibi sistemik hastalıkları bulunan, bifosfonat, kortikosteroid veya immun sistemi baskılayıcı ilaç kullanan bireylerin sağlık durumları doktorlarıyla konsültasyon yapılarak uygun şartlar oluşturulabilirse; implant uygulanabilmektedir.

AĞIZ, DİŞ VE ÇENE CERRAHİSİ İmplant uygulaması nasıl yapılmaktadır?

İmplant uygulaması genellikle iki aşamada gerçekleştirilir. Daha ileri cerrahi uygulama gerektirmeyen, standart bir implant uygulaması için ilk aşamada implant yerleştirilecek bölgeye lokal anestezi yapılarak bölgenin anestezisi sağlandıktan sonra dişeti dikkatlice kaldırılır. Daha önceden belirlenmiş olan kemik kalınlığı ve yüksekliğine uygun olarak implant için kemikte yer hazırlanarak yerleştirilir. İmplant uygulamasının ikinci aşamasında, implantın kemik ile bütünleşmesi için kemiğin durumuna ve uygulanan çeneye göre belli bir süre beklendikten sonra üzeri kapalı olan implantın üzeri açılarak dişi taklit eden kısım yerleştirilir ve protez işlemlerine başlanır.

İmplantların yerleştirildikten sonra kemik ile kaynaşması (osteointegrasyon) için, eğer ileri uygulamalar yapılmamış ise; hastanın yaşı, kemik kalitesi ve sistemik durumuna bağlı olarak 1 ile 6 ay arasında değişen kemik iyileşme süresi gerekmektedir. Günümüzde kullanılan implantların yüzey özelliklerinin gelişmesiyle, eğer implant kemiğe bağlı olarak yeterli kuvvet ile yerleştirilebilmiş ise fonksiyona geçmeyen veya bazı durumlarda fonksiyonda olan geçici implant üstü protezler yapılabilmektedir. İmplant üstüne yapılacak protezin zamanını belirleyen birçok faktör vardır. Diş hekiminiz ayrıntılı değerlendirme sonrası doğru zamanlamayı, sizin beklentilerinizi de dikkate alarak belirleyecektir.

Ağrısız bir müdahale için, diş çekimi esnasında kullandığımız lokal anestezi yeterlidir. Bazı tıbbi gereklilikler ve bazen de hastanın isteği doğrultusunda, bilinçli sedasyon ya da genel anestezi gerekebilir. Operasyon sonrasını  rahat geçirmeniz için vereceğimiz ağrı kesici yeterli olmaktadır. Hastalarımızın çoğu diş çekiminde duyulandan daha az bir rahatsızlıktan  bahsetmektedir. Tedavileriniz bittikten sonra ağzınızdaki implantların varlığını bile hissetmeyeceksiniz.

Her girişim ve her cerrahi işlemde olduğu kadar implant cerrahisinin de ufak tefek riskleri olabilir. Diş hekiminiz size ayrıntılı bilgi verecektir. Herşey doğru yapıldığında oldukça güvenli bir tedavidir.

AĞIZ, DİŞ VE ÇENE CERRAHİSİ İmplant hangi maddeden yapılır?

İmplant titanyum veya alaşımlarından üretilir. Ağız sıvılarından etkilenmez ve ağız içerisinde oluşacak kuvvetlere dayanacak şekilde planlanmıştır. Bazı özel maddelerle kaplanan titanyumun doku dostu özelliği arttırılmış ve iyileşme süresi kısaltılmıştır.

Yüzey özellikleri konusunda yapılan araştırmalar, titanyumun doku dostu olduğunu göstermiştir. Bu nedenle,  implant üretiminde uzun süredir titanyum kullanılmaktadır. İmplantın vücut tarafından  reddedilmesi, yani doku reddi oluşması söz konusu değildir. Fakat, iyileşme döneminde gelişen enfeksiyonlar ve hastalar tarafindan ağız hijyenine dikkat edilmemesi, fazla alkol ve sigara tüketimi  gibi etkenler; implantın kemik ile birleşmesini engelleyebilir. Buna bağlı olarak implant  kaybedilebilir. Düzenli diş hekimi kontrolleri ve iyi bir ağız hijyeni sayesinde implantlarınızın ömrünü uzatabilirsiniz.

İmplantlar da, dişler gibi dişeti ve kemik ile ilişkidedir ve bu yapılarda oluşabilecek rahatsızlıklar implantları etkileyebilmektedir. İyi bir ağız bakımı yapılamadığında, implantların çevresindeki dişeti iltihaplanarak doğal dişe benzer şekilde dişeti hastalıklarının oluşmasına ve implantların kaybedilmesine varan sorunlara neden olabilir. Doğal dişlere olduğu gibi, implantların çevresine de doğru bir ağız bakımı uygulayıp, rutin kontrollere gittiğinizde; implantlarınızı uzun bir süre sağlıklı bir şekilde kullanabilirsiniz.

Dental volumetrik tomografiler; sadece çene, yüz ve boyun bölgesini görüntülemek için üretilen bilgisayarlı tomografilerdir. Bu nedenle, bütün ışınlama ayarları ve destek programları diş hekimliği uygulamalarına yönelik olarak tasarlanmıştır. Tıbbi bilgisayarlı tomografilerde ise, insan vücudunun çeşitli bölümleri görüntülenmekle birlikte; çene ve yüz bölgesinde diş hekimliği için gerekli programlar seçenek olarak sunulmakta ve çoğu tıbbi görüntüleme merkezinde bu programlar bulunmamaktadır.

Ayrıca, diş hekimleri mesleklerine yönelik tedaviler konusunda eğitimli olduklarından, kendi alanlarına giren bölgenin tomografik görüntülerini yorumlamakta daha başarılıdır. Bunun yanısıra, dental volumetrik tomografiler daha az iyonlaştırıcı radyasyon üretmektedir. Bu nedenle, radyasyondan korunma ilkelerine daha uygundurlar.

Diş tedavileri çok büyük bir çeşitlilik arz etmekte ve pek çok hastada birden fazla tedavi gereksinimi olabilmektedir. Bu tedavilerin doğru olarak planlanması, daha konforlu ve daha kısa süreli tedavi süreçleri sağlamaktadır. Ayrıca her zaman tam bir tedavi planlaması olanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle, hangi tedavilerin öncelikli olarak yapılması gerektiğine bu muayene sırasında karar verilir.

Tedavi planlamasının temeli tanıdır. Doğru bir tanıya ulaşabilmek ve özellikle benzer belirtiler gösteren hastalıkları birbirinden ayırt edebilmek için değişik laboratuar tetkiklerinden faydalanılabilir. Tedavi planı öncesi, bu tetkiklerin planlanması da ilk muayene sırasında olur.

Ağız, çene ve yüz bölgesinin insan vücudundan bağımsız bir bölge olmadığı açıktır. Çeşitli sistemik hastalıklar ağız ve çevresinde belirti vermekle birlikte, bazen tedavileri ilgili tıp uzmanlık alanlarınca yapılabilmektedir. Yine planlanan diş tedavilerini olumsuz etkileyen veya diş tedavilerinin olumsuz etki oluşturduğu şeker hastalığı, kalp hastalığı, yüksek tansiyon gibi sistemik hastalıkların varlığı bilindiğinde, hatta şüphelenildiğinde hastayı ilgili uzmana yönlendirmek de ilk muayene sırasında yapılan bir uygulamadır.

Bu nedenle, ağız ve diş tedavilerine gereksinimi olan hastaların genel sistemik sağlık ve diş sağlığı açısından değerlendirilmesi; hastanın menfaatine yönelik, doğru bir uygulamadır.

Endodonti terimi; Yunanca “Endo” (içinde) ve “odont” (diş) kelimelerinden türemiştir. Bu tanımlamadan da anlaşılacağı üzere, endodonti dişlerin iç kısımlarıyla ilgili problemlere müdahele eden ve çözümleyen bilim dalıdır. Daha kesin bir deyişle, endodonti diş pulpası (damar-sinir paketini barındıran canlı doku) ve dişi çevreleyen dokularla ilgili hastalıkların teşhisi ve tedavisi ile ilgilenen diş hekimliği branşıdır.

Diş hekimliği fakültesinden mezun olduktan sonra, endodonti üzerine 3 veya 5 yıl süreli uzmanlık veya doktora eğitimini tamamlayarak; diş ağrısı ile buna ilişkin pulpa ve periapikal doku hastalıklarının tanısı ve tedavisi ile diğer endodontik tedavi uygulamaları konusunda uzmanlaşmış olan diş hekimlerine endodontist denir.

Diş hekimliği fakültesinden mezun olan genel diş hekimleri de, kök kanalı tedavisi konusunda teorik ve pratik eğitim aldıklarından, endodontik hastaları tedavi etmekle birlikte; daha komplike veya daha zor olan vakaları endodontiste yönlendirmektedirler.

Diş hekimliğinin temel amacı dişlerin ağızda tutularak hastanın çiğneme fonksiyonunun devamlılığını sürdürmektir. Dişlerin ağız içinde görülen kısımları kuron, çene kemiği içinde kalan kısımları ise kök olarak adlandırılır. Dişlerin kuron kısımları dişeti ile çevrelenmiştir. Dişler sert ve yumuşak dokulardan oluşurlar. Dişin kuron kısmındaki sert dokular, dış yüzeydeki mine ve onun altında yer alan dentin dokusudur. Kök kısmı ise, dışta sement ve altında yine dentin dokusu ile örtülüdür. Mine, sement ve dentinden oluşan bu sert doku kompleksi; içinde damar ve sinirleri bulunduran bağ dokusundan oluşan bir boşluğu çevreler. Bu boşluğa pulpa boşluğu, içinde yer alan bağ dokusuna pulpa adı verilir. Pulpa, dişin gelişiminden, beslenmesinden ve savunmasından sorumlu, dişe canlılık veren dokudur.

Pulpa, çeşitli nedenlerle iltihaplanabilir veya mikroorganizmaların yerleşmesiyle enfekte olabilir. Bu durumda, pulpa dokusunun çıkartılarak kanal boşluğunun temizlenmesi, şekillendirilmesi ve doku dostu kanal dolgu maddeleri ile doldurulması gerekir. Bu işlemler bütünü, kanal tedavisi olarak tanımlanır.

  • Pulpa ve periapikal doku kaynaklı oro-fasiyal ağrının (ağız-yüz ağrısı) ayırıcı tanısı ve tedavisi
  • Pulpa hastalıklarının önlenmesi ve canlı pulpa tedavileri
  • Kök kanalı tedavisi
  • Endodontik başarısızlıkta kök kanalı tedavisi tekrarı (Retreatment)
  • Dental travmaya uğramış dişlerin tedavisi
  • Endodontik cerrahi uygulamaları
  • Endodontik tedavi görmüş dişlerin beyazlatılması
  • Kuronal restorasyonların yapılabilmesi için kök kanalı boşluğuna post yerleştirilmesi
  • Protetik, periodontal ve ortodontik tedavilere destek endodontik tedaviler

“Bakteriler pulpa hastalıklarında temel etkendir”. Her insanın ağzının içerisinde bakteri mevcuttur ve bunlar normal şartlarda herhangi bir zarar vermezler. Fakat bazıları şeker içeren yiyecek ya da içecekleri metabolize ederek asit çıkarırlar. Bu asitler de, mine ve dentine zarar verir. Bu şekilde oluşan çürükler tedavi edilmeden bırakıldığında, bakteriler dentinin altındaki pulpa dokusuna kadar ilerleyerek, iltihaplanmasına neden olurlar.

Pulpaya zarar veren diğer bir etken, dişin travmaya maruz kalmasıdır. Dişe gelen şiddetli bir darbe sonucu kan dolaşımı kesilebilir ve böylece pulpa dokusu zamanla canlılığını kaybeder. Yine dişe gelen kronik travmalar da (yüksek yapılmış restorasyonlar, diş sıkmaya/gıcırdatmaya bağlı travmalar) pulpanın iltihaplanmasına veya canlılığını kaybetmesine neden olabilir.

Pulpayı tehdit eden bir diğer faktör de, dişin çevresinde uzun süredir tedavi edilmemiş periodontal (dişeti ve çevresi) hastalığın bulunmasıdır. Bakteriler dişeti cebi yoluyla kök yüzeyine açılan minik yan kanallardan dişin pulpasına zarar verebilir.

  • Derin çürükler, daha önceden yapılmış olan dolgular veya kuron protezleri (kaplamalar) altında tekrar eden çürükler,
  • Dişlere dolgu veya kuron yapılması sonrasında hastanın şikayetlerinin  geçmemesi,
  • Darbe sonucunda dişlerde oluşan kuron/kök kırıkları,
  • Hastanın çiğneme alışkanlıkları veya diş gıcırdatma gibi fonksiyon dışı hareketler sonucunda diş pulpalarının hasar görmesi,
  • İlerlemiş dişeti hastalıkları veya dişeti operasyonları sonrasında pulpa hasarı,
  • Pulpanın canlılığını kaybettiğinin belirlenmesi.
  • Çapraşık dişlerin protetik restorasyonunda, kanal tedavisi yapılması gerekebilir.
  • 20 yaş dişi çekimi veya çene kemiği içindeki büyük kistlerin çıkartılması sırasında da, komşu dişlere kanal tedavisi yapılması gerekebilir.
  • Dişte kendiliğinden görülen ağrı,
  • Geceleri artan ve ağrı kesicilerle bile geçmeyen ağrı,
  • Soğuk, sıcak veya dişe temas gibi bir dış etkenle tetiklenen ağrının uzun süre devam etmesi,
  • Dişin etrafında, dişetinde ve/veya ilgili lenf bezlerinde görülen şişlik,
  • Dişin enfekte olması sonucu oluşan fistül veya dişte renkleşme.

 

Bununla birlikte, canlılığını kaybeden dişler herhangi bir şikayete neden olmayabilir. Bu durum, kanal tedavisi ihtiyacının olmaması olarak algılanmamalıdır.

Kanal tedavisi ortalama 1 saat süren bir işlemdir. Bu süreçteki aşamalar sırasıyla;

  • Dişin ve çevre dokuların bölgesel anestezi ile uyuşturulması,
  • Dişin çevre dokulardan izole edilmesi,
  • Kök kanallarına giriş için endodontik kavitenin hazırlanması,
  • Kök kanalında çalışma uzunluğunun saptanması,
  • Kök kanalı boşluğunun yeniden şekillendirilmesi,
  • Kök kanalı boşluğunun temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi,
  • Kök kanallarının sızdırmaz bir şekilde doldurulması.

Bu işlemde dişten en az 2 adet radyografi alınır. Bazı vakalarda bu sayı artabilir. Dişin canlılığını yitirdiği durumlarda, kanal tedavisi yapılırken dişin şekillendirilip temizlenmesini takiben kök kanallarına antiseptik bir madde uygulanması gerekir.

Kanal tedavisi ağrıya neden olmaz; aksine ağrının giderilmesi için uygulanır. Kanal tedavisi yapılacak diş ve çevre dokular lokal anestezi ile uyuşturulur. Tedavi sırasında hasta ağrı hissetmez. Bununla birlikte bazı vakalarda hasta az da olsa rahatsızlık  duyabilir. Bu problem yardımcı anesteziler yapılarak kolaylıkla aşılır.

Hastanın genel bir sağlık probleminin olmadığı durumlarda, kanal tedavisi yapılmadan önce hastanın antibiyotik kullanmasına gerek yoktur. Ancak hastanın bilinen bir kalp rahatsızlığı, şeker hastalığı veya immunosüpresif ilaç kullanımının olduğu durumlarda, tedavi öncesinde antibiyotik kullanılması gerekebilir.

Pulpası canlı bir dişte yapılan kanal tedavisinin tek seansta bitirilmesi esastır. Ancak dişin canlılığını yitirdiği, kök ucunda enfeksiyonun olduğu ve kanal tedavisinin tekrar edildiği durumlarda; seans sayısı iki veya daha fazla olabilmektedir.

Kanal tedavisi yapılan bir dişin pulpası çıkartılmış olduğundan; soğuk-sıcak gibi dış uyaranlara karşı dişte ağrı oluşması söz konusu değildir. Eğer tedavi öncesinde ilgili dişte ağrı veya iltihap varsa tedaviyi takip eden ilk birkaç günde özellikle çiğneme gibi dişin üzerine baskı gelen durumlarda hafif ağrı hissedilmesi normaldir.

Kanal tedavisi dişte görülen probleme göre, sıklıkla 1-2 seansta tamamlanır. Tedavi sonrası hastanın ilk 2-3 gün dişinde rahatsızlık hissetmesi olağandır. Hasta diş hekimin tavsiyeleri ışığında ağrı kesici kullanabilir. Bazı vakalarda tedaviye destek olarak hastanın antibiyotik kullanması gerekebilir. Hasta tedavi sonrası normal hayatına dönebilir, bununla birlikte dişteki ve bölgedeki uyuşukluk geçmeden herhangi bir yiyecek yememelidir. Buna ek olarak, dişin üst restorasyonu tamamlanmadan sert besinleri çiğnemekten kaçınmalıdır. Hasta, herhangi bir sıkıntı olduğunda verilen telefon numaralarından diş hekimine 7/24 ulaşabilir.

Kanal tedavisi sonrasında, dişin kuron kısmının kalıcı olarak restore edilmesi gerekir. Dişteki sert doku kaybının tamiri ve dişin tekrar restore edilmesi kanal tedavisinin başarısında anahtar rol oynar. Başarılı bir kanal tedavisi sonrasında, uygun tekniklerle restore edilmiş bir diş hastaya uzun yıllar hatta ömür boyu hizmet edebilir. Bununla birlikte hastanın ağız bakımının yeterli olması gerekliliği unutulmamalıdır.

Hasta tedavisi bittikten sonra, hiçbir şikayeti olmasa dahi 6 ay aralıklarla diş hekimine kontrole gelmelidir. İlgili diş/dişlerden radyografi alınarak takibi yapılır.

Hiçbir protez doğal dişin yerini tam olarak tutmaz. İltihaplı bir dişin çekilip yerine implant veya köprü protezi yapılmasındansa; o dişin kanal tedavisi yapılarak uygun şekilde restore edilmesi çok daha az maliyetlidir. Dişin canlılığını sağlayan pulpa dokusunun çıkartılmasına ve madde kaybının fazla olmasına bağlı olarak; tedavi edilen diş kırılmaya karşı daha hassas hale gelebilir. Üst restorasyon için dişe dolgu veya kuron yapılması kararı verilirken; bu duruma dikkat edilmelidir. Endodontik tedavi görmüş dişler, uzun yıllar ağızda kalmakta ve çiğneme fonksiyonunun devamlılığına ve estetiğin sağlanmasına yardımcı olmaktadırlar. İyi bir kanal tedavisi yapılan diş, doğru ağız-diş bakımı ile bir ömür boyu kullanılabilir. Tedavi edilen dişte tekrar çürük oluşması riskine karşı ve ileride ortaya çıkabilecek diğer sorunların önlenmesi için düzenli ağız-diş bakımı ve düzenli diş hekimi muayenesi gereklidir.

İyi yapılmış kanal tedavilerinde başarı oranı %90-95 civarındadır. Ancak hastanın ağız hijyenine bağlı olarak dişte yeni bir çürüğün oluşması veya dişin dolgusunda kırığın oluşması gibi nedenlerle, kök kanallarının içerisine yeniden bakteri sızıntısının olduğu durumlarda; kök kanallarının tekrar enfekte olması söz konusu olabilir.

Kanal tedavisi sırasında, çok ender olmakla birlikte;

  • Kök kanallarında alet kırılması
  • Kanal dolgusunun kök dışına taşması
  • Kanal yıkama solüsyonlarının kök dışına taşması
  • Dişin kırılması
  • Kök kanalında perforasyon oluşması (dişin delinmesi)

gibi komplikasyonlarla karşılaşılabilmektedir.

Kanal tedavisi tekrarlanabilen bir işlemdir. Tedavinin başarısızlığı halinde; kanal dolgusu çıkartılır, kök kanalları başarısızlık nedenleri göz önünde bulundurularak tekrar şekillendirilir, dezenfekte edilir ve doldurulur. Kanal tedavisi tekrarı (retreatment) daha karmaşık bir işlemdir. Tedavi öncesinde hastalara olasılıklar detaylı olarak anlatılır. Tedavi tekrarı sırasında karşılaşılabilecek problemlerin çözümünde mikroskoplardan, büyüteçlerden ve bu işlem için özel olarak üretilmiş aletlerden faydalanılır. Bununla birlikte restore edilemeyecek kadar hasarlı dişlerde, dişeti ve kemik desteğinin yetersiz olduğu veya problemin çözülmesinin mümkün olmadığı vakalarda alternatif tedaviler söz konusu olabilir.

Ortodontik tedavi her yaşta yapılır, ama her yaşın özelliklerine göre farklı tipte tedaviler uygulanır. Yenidoğan damak yarığı olan bir bebekte de, ortodontik tedavi gerekebilir; 60 yaşında dişeti çekilmesi nedeniyle dişlerinde düzensizlik oluşan bir bireye de, ortodontik tedavi yapılabilir. Ağızda hala süt dişlerinin olduğu dönemde, genellikle takılıp çıkartılabilen plaklar ile tedavi yapılırken; sürekli dişlerin ağızda olduğu bütün yaşlarda, dişlere yapışan sabit teller ile tedaviler yapılır.

Ortodontik teller ağızdayken dişlerin temizliğine her zamankinden daha büyük özen gösterilmelidir. Düz bir diş yüzeyini fırçayla temizlemek kolaydır. Ancak üzerine braket yapıştırılmış olan bir diş yüzeyi bakterilerin tutunacağı girintiler oluşturur. Buralara normal bir fırçanın girmesi çok daha zordur. Bu nedenle ortodontik fırça, arayüz fıçası, tek demetli dişeti fırçası gibi özel fırçalar ve bunlara ek olarak telin altından geçirilebilen ucu sert diş ipi, ağız duşu, florid oranı yüksek macun ve ağız bakım suları kullanılır.

İlke olarak şeffaf braketlerle de, metal braketlerle de tedavi süresi aynıdır. Ancak şeffaf braketler porselenden yapıldığı için daha kırılgandır. Kırılmalar hastanın kullanımına bağlı olabileceği gibi, bazen doktorun uyguladığı kuvvet bile fazla gelip braketin kırılmasına sebep olabilir. Kırılan braketlerin değiştirilmesi ve bazen ince tele geçip tekrar seviyelenmesi gerekerir ve bu da zaman kaybına neden olacağı için tedaviyi uzatabilir.

Porselen braketler ayrıca mineden daha sert oldukları için, karşı çenedeki dişlere değdikleri zaman aşınmalara neden olurlar. Çok sıkı kapanışı olan hastalarda; bu yüzden alt çenede porselen braket kullanılmaz. Hatta çoğu zaman alt çenede önde porselen, arka dişlerde metal kullanılır.

Sadece dişlerin düzeltilmesi yeterli olacaksa, “headgear” takılmadan da, gerekirse minividalar yardımıyla her türlü tedavi yapılabilir. Ancak, özellikle büyüme ve gelişimin devam ettiği yaşlarda, çene kemiklerinin konumlarını da düzeltmeye çalıştığımız durumlarda; kafalık, enselik ve yüz maskesinin yerini tutacak başka tedavi araçları yok gibidir. Bunlar kullanılmazsa, hatta bazen kullanılmasına rağmen başarılı olmazsa, büyümenin bittiği yaşlarda çene ameliyatlarına (ortognatik cerrahi) ihtiyaç duyulabilir.

Dişlerimiz ömür boyu hareket halindedir. Bu yüzden ortodontik tedavi çok güzel sonuçlansa bile, dişler zamanla tekrar bozulabilir. Tedaviden sonraki ilk yıllar geri dönüşlerin en sık yaşandığı zaman dilimidir. Elde edilen tedavi sonucunun kalıcı olması için çeşitli önlemlerin alınması ve bazı kurallara ömür boyu uyulması, 6 ayda bir ortodontiste kontrole gidilmesi gerekir.

En çok bozulan ön dişleri sabitlemek için arkalarına ince bir tel yapıştırılır. Bu telin mümkünse ömür boyu yerinde kalması istenir. İkinci bir koruyucu olarak bütün dişlere birden takılan bir plak yapılır.

Ayrıca ağızda sürecek yeri olmayan 20 yaş dişleri de sürmeye çalışırken alt ön dişleri itebilmektedir. Bu nedenle çektirilmeleri gerekebilir.

Çocuklar, dişleri sürmeye başladıktan sonra en geç 1 yaşına geldiklerinde, hiçbir sorun olmasa dahi bir diş hekimine; mümkünse bir pedodontiste götürülmelidir. Böylece hem ortama alışacaklar, hem de ebeveynleri çeşitli problemleri oluşmadan nasıl önleyebilecekleri konusunda bilgilendirileceklerdir.

Süt dişleri zamanı geldiğinde düşerek yerlerini daimi dişlere bırakır; ancak çürüdüklerinde, ağrı, abse, ağız kokusu, beslenme problemleri gibi sıkıntılar oluşturur. Zamanından önce çekildiklerinde ise; dişlerde çapraşıklıklar, konuşma ve çiğneme sorunları ortaya çıkar. Bu nedenle; çürük süt dişleri tedavi edilerek, düşme zamanı gelinceye kadar ağızda tutulmalıdır.

Bu durumda, dişi en kısa zamanda bulunuz ve köküne dokunmamaya dikkat ederek tutunuz. Dişi, temiz bir kaba doldurduğunuz süt içinde koruyarak derhal bir diş hekimine gidiniz.

Genellikle küçük çocuklar diş hekiminden korkarlar. Pedodontistler; çocuk diş hekimleri, çocuklarla iyi bir iletişim kurabilmek için bazı teknikler kullanırlar. Ancak bu şekilde başarı elde edilemezse; sedasyon teknikleri kullanılarak çocukların rahatlatılması sağlanır. Daha ileri durumlarda ise, özellikle genel sağlık sorunları veya engelleri bulunan hastalarda; genel anestezi altında diş tedavileri tamamlanır.

Çocuklar genellikle 3-4 yaşlarına kadar parmak emerler, bu normal bir durumdur. Genellikle kendiliğinden sona erer. Okula başladığı halde, hala parmak emen çocuklarda dişlerle ilgili bir takım sorunlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle, bir pedodontist ile görüşüp gerekli önlemlerin alınmasında yarar vardır.

Periodontal hastalık, dişler ve onları çevreleyen dokuların tümünün ya da bir bölümünün etkilenmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bir süredir geçmeyen hassas, şişmiş, kırmızı, kanayan dişetleriniz ve buna eşlik eden diş duyarlılığı, dişlerde sallantı ile ağız kokusu şikayetiniz varsa, sizin de periodontal hastalığınız olabilir. Bu ciddi enfeksiyonun tedavi edilmediğinde; diş kayıplarına neden olmasının yanı sıra kalp krizi, felç, diyabet, solunum yolu hastalıklarının gelişmesinde ve erken doğum ya da düşük doğum ağırlıklı bebeklerin doğmasında risk faktörü olduğu araştırmalarda gösterilmiştir.

Yetersiz ağız bakımı ve buna bağlı olarak dişlerde biriken mikrobiyal plak başlıca etkendir. Genetik faktörler, sistemik hastalıklar ve sigara kullanımının da, hastalığın başlaması veya ilerlemesinde etkili olduğu bilinmektedir.

  • Kırmızı, şişmiş ve gevşek dişeti veya ağız içinde ağrı
  • Diş fırçalanırken ve diş ipi kullanımında veya sert yiyecekler yendiğinde dişetinde kanama
  • Dişetlerinde çekilme ve dişten uzaklaşma, dişlerin eskisine göre daha uzun görünmesi
  • Dişlerin aralıklarının artması
  • Diş ile dişeti arasında cerahat
  • Ağız içinde duyarlılık
  • İnatçı ağız kokusu
  • Dişler kapatıldığında dişlerin yerlerinde değişiklik hissedilmesi
  • Sabit ya da hareketli protezlerde değişiklik

Dişlerinizi fırçalarken, bir şey ısırdığınızda veya kendiliğinden dişetlerinizde kanama olması ve nefeste kötü koku şikayeti; dişeti iltihabının en sık görülen belirtilerindendir. Hastalığın en hafif formu olan gingivitiste, dişetleri şiş ve kırmızıdır. Kolayca kanamaktadır. Nedeni genellikle ağız bakımının yetersizliğidir. Hasta çoğunlukla hiç rahatsızlık hissetmemektedir. Bu durum hastalığın ilerlemesini kolaylaştırmaktadır. Hastalık tedavi edilmediğinde, dişlerin çevresindeki kemiğin erimesiyle diş kayıplarına neden olabilmektedir. Bu belirtileri yaşadığınızı düşünüyorsanız; vakit geçirmeden diş hekimine başvurunuz.

Hastalığın en hafif formu olan gingivitis tedavi edilmediğinde dişi çevreleyen diğer dokuları da etkileyerek periodontitise dönüşebilir. Dişler üzerindeki plak yayılarak dişetinin altına doğru ilerler. Plak içerisindeki bakteriler çeşitli toksinler üretir. Bu toksinler, vücudun kronik iltihapsal yanıtını uyararak dişe destek olan dokuların ve kemiğin yıkımına neden olurlar. İltihaplanan dişeti dişten ayrılır ve cep şeklini alır. Hastalık çoğunlukla yavaş ilerler. Hastalık ilerledikçe cep derinleşerek kemik kaybı artar. Diş, desteğini kaybettiğinden sallanmaya başlar ve sonunda dişler kaybedilir. Dişlerinizde sallanma hissediyorsanız en kısa zamanda diş hekimine başvurunuz.

Dişetlerindeki iltihaba bağlı olarak altındaki kemiğin erimesi nedeniyle, dişetlerinizde çekilme ve dişlerinizin boyunda uzama fark edilebilir. Dişleriniz arasında aralıklar oluşabilir ve kemik desteği azaldığından dişlerinizde sallanma hissedebilirsiniz. Bu durum dişeti hastalığının göstergesidir. En kısa zamanda diş hekimine başvurarak bilgi alınız.

Dişetlerindeki çekilme iltihaba bağlı kemik kaybı nedeniyle olabildiği gibi; kemik kaybı olmaksızın yanlış fırçalama ve kötü alışkanlıklar da, dişetinin çekilmesine ve kök yüzeyinin açığa çıkmasına neden olabilirler. Çekilmeler hassasiyet, kök çürükleri ve estetik sorunlara yol açabilmektedir. Etken belirlendikten sonra diş hekimi gerekli tedavi konusunda sizi bilgilendirecektir.

Diyabetik hastalarda enfeksiyon oluşma riski yüksek olduğundan, dişeti hastalıkları sağlıklı bireylere göre daha fazla görülmektedir. Günümüzde dişeti hastalıkları, diyabette görülen komplikasyonlardan biri olarak kabul edilmektedir. Dişeti hastalığı tedavi edilmediğinde, kan şekerinin yükselmesine ve diğer komplikasyonların artmasına da neden olmaktadır. Diyabetik bireylerin rutin ağız bakımı ve diş hekimi kontrollerini aksatmamaları gerekmektedir.

Gebelik sırasında bireyin tüm dokularında büyük hormonal ve fizyolojik değişiklikler meydana gelir. Bu hormonal değişikliklerden en önemlileri progesteron ve östrojen hormonlarının üretimindeki artıştır. Gebeliğin ikinci ayında başlayan bu değişiklikler, sekizinci aydan itibaren şiddetini kaybeder. Dişetindeki iltihabi cevap, bu değişimden etkilenmektedir. Dişetinde kanama, şişlik ve kırmızılık iltihabın belirtileridir. Dişetinde ve sıklıkla dişlerin aralarında dişeti büyümeleri görülebilmektedir. Dişetindeki iltihap, ağız bakımının yetersiz yapıldığı durumlarda ortaya çıkmaktadır. Anne adayları bu süreçte ağız bakımlarına çok daha fazla özen göstermelidirler. Tüm enfeksiyonların gebelikte bir risk oluşturduğu bilinmektedir. Periodontal hastalığı olan gebe kadınların erken doğum ya da düşük doğum ağırlıklı prematüre bebeğe sahip olma olasılıkları, sağlıklı gebelere göre daha fazladır. Anne adaylarının mümkünse gebelikten önce diş hekimine giderek kontrollerini yaptırmaları ve bu süreçte dikkat etmeleri gereken durumlar hakkında bilgi edinmeleri, bebek ve kendi sağlıkları açısından çok önemlidir.

Kuron; diş çürüğü, kırık veya başka bir nedenle aşırı madde kaybı olan dişlerin küçültülüp kaplanması işlemidir. Köprü ise; bir veya birden fazla diş eksikliğinde komşu dişlerin küçültülüp bunlara gelen özel kaplamalardan destek alınarak boşlukların doldurulması işlemidir. Herhangi bir nedenle diş kaybı olduğunda, komşu dişlerde bu boşluğa doğru hareket başlayabilir. Bunun sonucunda; yandaki dişlerde dişeti problemleri, bu boşluğa doğru devrilmeye bağlı kemik kayıpları, estetikte bozulma ve çiğneme kuvvetlerinde değişiklikler meydana gelir. Eğer uzun süre bu boşluk implant veya bir köprü protezi ile restore edilmezse; bu durum, komşu dişlerde de eğilmelere ve/veya kayıplara neden olabilir.

Tedavi süresi, tedavinin zorluğuna ve içerdiği diş sayısına göre değişmekle beraber ortalama 2 hafta sürmektedir.

Protezler ne zaman yapıldıklarına ve ne zaman ağıza takıldıklarına bağlı olarak, geleneksel veya immediat protezler olarak adlandırılırlar. İmmediat protezler, dişler çekildikten hemen sonra takılan protezlerdir. Bunun için, dişler çekilmeden önce diş hekimi ölçü alır ve bu dişler çekilince oluşacak değişikliklere göre önceden protezi hazırlar. İmmediat protezlerin en büyük avantajı hastanın hiç dişsiz kalmamasıdır; ancak, çekim sonrası destek dokuların iyileşme sürecinde büzülmesi, bu protezlerin zaman zaman astarlanarak altındaki doku ile uyumunun yeniden sağlanmasını gerektirir. Dokuların tam olarak iyileşmesi 2-3 ay kadar sürer ve ardından geleneksel protezler yapılabilir.

Protezler takıldıkları ilk birkaç hafta süresince, alışıncaya kadar kullanımı çok zor gelir. Dil ve yanaklar protezi yerinde tutmayı öğreninceye kadar gevşek gibi hissedilir. Küçük tahrişlerin ve acıtan yerlerin olması gayet normaldir, endişe edilmemelidir. İlk kullanım sırasında tükürük miktarınızın arttığını hissedebilirsiniz. Diş hekiminiz kontrol muayenelerinde bunları düzelttikçe ve siz de proteze alıştıkça, bu şikayetleriniz azalacaktır.

Konuşma da, yemek yeme gibi pratik gerektirir. Konuşurken protezleriniz ses çıkarıyorsa, daha yavaş konuşunuz. Kelimeleri telaffuz etmekte zorlanıyorsanız, yüksek sesle konuşunuz ve zorlandığınız kelimeleri tekrarlayınız. Eğer konuşma problemleriniz devam ederse, mutlaka diş hekiminize başvurunuz.

Başlangıçta dokuların protezlere uyum sağlaması için gündüz ve gece protezlerinizi takmanız gerekebilir. Uyum sağlandıktan sonra protezin altındaki dokuların dinlenmesi için protezlerinizi gece yatarken çıkarmanız önerilebilir. Ancak protezlerinizi düzenli olarak temizlediğiniz takdirde, gece yatarken de kullanmanızda sakınca yoktur.

Protez yapıştırıcıları, iyi uyumlu protezlerinizin tutuculuğunu arttırmak için kullanılabilir. Dokularla uyumu bozulmuş, sürekli altındaki dokuları tahriş eden kötü protezler ile kullanımı doğru değildir. Bu şikayetleri gidermeyeceği gibi, artmasına neden olacaktır. Bu protezlerin, dokularla uyumunun yeniden sağlanması için astarlanmasına veya yenilenmesine gerek vardır.

Protezlerin de doğal dişler gibi, her gün fırçalanarak üzerindeki besin artıklarının ve plağın temizlenmesi gerekir. Fırçalama protezin temizliği açısından olduğu kadar ağız dokuların sağlığı açısından da oldukça önemlidir. Fırçalama için protezlere özel hazırlanmış fırçaları veya yumuşak kılları olan diş fırçaları ile sabun kullanabilirsiniz. Temizlik için eczanelerde ve marketlerde bulabileceğiniz protez temizleyicilerini veya ultrasonik temizleyicileri de kullanabilirsiniz. Protezlerin cilasını bozabilecek sert diş fırçaları kullanmayınız. Protezlerin temizliğinde fazla aşındırıcı içeren temizleyicileri ve çamaşır suyu gibi beyazlatıcıları da kullanmayınız. Protezler darbeye karşı dayanıksız oldukları için düştüklerinde kolayca kırılabilirler. Bu nedenle, protezlerin temizliğini bir havlu veya su dolu bir kabın üzerinde yapmak; düşüp kırılmasına karşı önlem olarak alınabilir. Protezlerinizi kesinlikle kaynar suya koymayınız; bu protezin şeklinin bozulmasına neden olabilir. Protezlerin dışında yumuşak fırçalarla dilin ve protezin altında kalan destek dokuların da fırçalanması, ağız sağlığınızın korunması açısından oldukça önemlidir.

PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ Protezlerimi ne zaman yenilemeliyim?

Protezlerin destek dokularla ilişkisi dokuların zamanla büzülmesi sonucu bozulabilir. Bu ilişki astarlama işlemleri ile sağlanabilir. Bu sağlanmadığı takdirde, protez gevşeyecek ve dokuları tahriş etmeye başlayacak ve acıtacaktır. Bu durum devam ettiğinde ağız içinde ciddi problemlere neden olabilir. Protezlerin dokularla uyumu bozulduğunda, dişler aşındığında ve eskisi kadar besinleri öğütememeye başladığında, protezin yenilenmesi gerekir. Bunlar olmasa da, protezlerin 2 - 5 yılda bir, yapıldığı malzeme bakterilerin tutunmasına uygun ortam hazırlamaya başladığı durumlarda da yenilenmesi gerekebilir. Protezinizde sizi rahatsız eden bir durum olduğunda; kendiniz düzeltmeye çalışmayınız ve hemen diş hekiminize başvurunuz. Sabit protezlerde ise kullanım süresi, genellikle bunun en az iki katıdır.

Çene eklemi rahatsızlıkları; çene eklemi bölgesinde kemik, kıkırdak ve yumuşak dokuları ilgilendiren ve diş çapraşıklıkları, hatalı restorasyonlar veya diş sıkmaları gibi nedenlerden kaynaklanan rahatsızlıklardır. Ağrı, ağız açma kısıtlılığı, eklem bölgesinde duyulan sesler bu rahatsızlığın genel bulgularındandır. Bu rahatsızlıkların tedavisinde splint uygulamaları, ilaç tedavisi ve fizik tedavi gibi birçok tedaviden yararlanılabilir. Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Eğitim ve Uygulama Hastanesi'nde çene eklemine yönelik rahatsızlıkların tüm muayene ve tedavileri yapılmaktadır.

Geceleri dişlerini sıkan hastaların dişlerinde oluşabilecek ağrı, aşınma ve eklemlerinde oluşabilecek bozuklukların önlenmesi için kliniğimizde bu hastalara gece plağı yapılmaktadır.

Diş aşınmaları diş sıkmalarına, çeşitli alışkanlıklara veya yanlış yapılmış restorasyonlara bağlı olarak meydana gelebilmektedir. Diş aşınmalarında, hastanın yüz yüksekliği bozulabilir ve diş dokusunun kaybına bağlı hassasiyetler yaşanabilir. Dişlerinde aşınmalar olan hastalarda hem hassasiyetin önlenmesi, hem de hastanın eski yüz yüksekliğine kavuşabilmesi için kliniğimizde sabit ve/veya hareketli protetik restorasyon uygulamaları ile kapanışı tekrar düzenlemek mümkün olmaktadır. Daimi bir restorasyon yapmadan evvel; bu hastaların yeni yüz yüksekliğine alışmalarını sağlamak amacıyla, öncelikle oklüzal splint uygulanmakta ve daha sonra restorasyonları yapılmaktadır. Böylelikle, hasta yeni yüz yüksekliğine alışır ve ileride eklemlerinde ağrı ve zarar oluşması da önlenmiş olur.

Ağzınız içerisinde alt çenenizi, üst çenenizi veya diğer dokuları ilgilendiren doğumsal veya travma ya da cerrahi sebebiyle daha sonradan meydana gelen eksiklikler protetik olarak tedavi edilebilirler. Bu sayede yaşamakta olduğunuz konuşma, yutkunma ve yemek yeme problemleriniz mümkün olduğunca ortadan kalkacaktır. Genel sağlık durumunuzun, görmüş olduğunuz tedavilerin ve kemik yapınızın uygunluğu durumunda implant üstü protezlerden de destek alınabilir.

Yüz bölgenizde kulak, burun veya göz eksikliğine bağlı olarak size bir yüz protezi (epitez) yapılabilir. Yüz protezleri, silikon elastomerler kullanılarak sağlıklı dokularınızın rengine ve şekline uyumlu olarak hazırlanır. Bu protezlerin hazırlanmasında klasik metotlardan veya CAD-CAM uygulamalarından yararlanılabilir. Tedavinizin ideal yaklaşımında, diğer tıp branşlarının da konsultasyonu ile estetik olarak tatmin edici bir sonuç elde edilebilir.

RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ Diş çürüğü nedir?

Diş çürüğü; çürük yapıcı besinlerin (şeker, karbonhidratlar, yapışkan gıdalar vb.) alınmasından sonra diş yüzeylerinin yeterince temizlenemediği durumlarda gelişen (yetersiz fırçalama), diş sert doku kaybıdır. Diş çürüğü, hastanın diş yapısının çürüğe karşı direncine göre, farklı sürede meydana gelebilir. Bu sürede bakteriler şekerleri parçalayarak asit oluştururlar ve diş sert dokularına zarar verirler. 12-18 aylık bir sürede diş çürüğü gelişebilmektedir.

  • Dişimizin çürüdüğünü, dişlerimizde soğuk ve şekerli besinlere duyarlılığın artmasıyla anlayabiliriz.
  • Dişlerde başlangıçta dişeti kenarında veya ara yüzeylerde beyaz, daha sonra gri-kahverengimsi lekelerin görünmesi de diş çürüğüne işaret eder.
  • Günde 2 defa etkin bir diş fırçalama yapılmalıdır.
  • Uygun diş fırçası ve diş macunu seçiminin bilgisini diş hekiminizden almalıyız.
  • Günde en az 1 defa diş ipi kullanımı önerilebilir.
  • 6 ayda 1 kez diş hekimi kontrolüne gidilmelidir.
  • Amalgam dolguların altında çürük gözlemlenirse,
  • Amalgam dolgular gülümseme esnasında estetiği bozuyorsa değiştirilebilir.

Çürük nedeniyle aşırı madde kaybı göstermiş dişlerin tedavisi direkt restorasyon uygulamaları yerine, laboratuvar ortamında hazırlanan indirekt restorasyonlar (ölçü alınarak yapılan inley veya overlay) yapılabilir. Bu sayede dişler kesilmeden döküm bir porselen ile restore edilebilir. 2 seansta tamamlanan bu tedavi, dişin anatomisini aynen taklit eder ve bu sayede, çiğneme fonksiyonu aynen geri kazandırılabilir.

  • Dişlerin aşırı sert fırçalanması veya diş fırçasının aşırı sert olması
  • Asitli gıda ve içeceklerin (gazozlu) aşırı tüketilmesi
  • Yanlış diş macunu kullanımı (aşırı aşındırıcı özelliği olan diş macunları)
  • Dişlerin günde 2-3 kezden daha fazla ve yanlış fırçalanması
  • Dişlerin çok uzun süre fırçalanması
  • Dişlerin sıkılması
  • Reflü

RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ Diş aşınması nasıl önlenebilir?

  • Tek bir bölgede ileri-geri (yatay) veya yukarı-aşağı (dikey) fırçalamadan kaçınılmalıdır. Dişler bu bölgede 7-8 dairesel hareket ile fırçalanıp, bir fırça boyu öne kaydırılarak tüm diş yüzeyleri (yanak, dil-damak ve çiğneyici yüzeyleri) temizlenir.
  • Orta veya yumuşak sertlikte bir diş fırçası kullanılmalıdır.
  • Diş aşınmasını önlemek amacı ile florür içeren jel türündeki (aşındırıcısı azaltılmış) veya hassasiyet giderici diş macunu kullanılmalıdır. Beyazlatmak amacı ile dişlerini çok sert fırçalayan kişilere diş hekiminin önereceği beyazlatıcı diş macunu reçete edilebilir. Ayrıca florürlü gargaralar kullanılabilir.
  • Asitli gıda ve içeceklerden hemen sonra dişler fırçalanmamalıdır. 2-3 saat sonra dişler fırçalanabilir.
  • Asitli (gazozlu) içecekler kamış ile içilmelidir.
  • Madde kaybı çok fazla olan dişlerde, duyarlılık ve mine dokusunun kaybı ile bir alttaki sarı doku (dentin dokusu) ortaya çıktıysa ışıklı kompozit dolgular (beyaz dolgu) yapılmalıdır.

Diş aşınmasının etkenine ve diş sert doku kaybının miktarına bağlı olarak kompozit dolgular, porselen lamina veya inley–onley uygulanabilir. Ayrıca gece plağı uygulaması da önerilebilir.

RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ Beyazlatma nedir?

Diş beyazlatma; dişlerin yüzeyindeki gözenekli mine yapısında oluşan renkli, organik ve inorganik maddelerin diş beyazlatma jelleri ile giderilmesi işlemidir.

Hafif ve orta şiddetteki renkleşmeler, kliniklerimizde 1 saatlik (2 seans) özel ışık aletleri ile beyazlatılabilirken, ileri derecedeki renkleşmeler buna ilave olarak ev tipi beyazlatmaya ihtiyaç gösterir.  Böyle bir durumda tedavinin tamamlanması 10 günü bulabilmektedir. Aşırı renkleşmelerde porselen lamina tercih edilir.

Beyazlatma jelinin konsantrasyonu ve uygulama süresi beyazlatma işlemini güvenli kılar. Bu nedenle diş hekiminin kontrolü şarttır. Konsantrasyon ve uygulama süresi, diş hekiminiz tarafından belirlenmelidir.

RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ Porselen lamina nedir?

Porselen lamina, şekil ve renk bozukluğu gösteren dişler nedeniyle olumsuz etkilenen gülüşünüzü düzeltmek üzere dişlerin ön yüzeyinden minimum madde kaldırmak suretiyle dişe yapıştırılan porselen yapraklardır.

Çok ince (0,3 - 0,7 mm) ve takma tırnak görünümündeki bu yapraklar istenen renk boy ve formlarda özel olarak hazırlanmaktadır.

RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ Porselen lamina kimlere uygulanabilir?

  • Dişlerinin şeklinden memnun olmayanlara
  • Dişlerinin boyutundan memnun olmayanlara
  • Ön bölge dişlerinde beyazlatma gibi metotlarla sonuç alınmayan ileri derecedeki antibiyotik, fluor lekelerine, kalıtsal leke ve renk bozukluklarına sahip olanlara
  • Ön dişleri kırık veya aşınmış olanlara
  • Hafif capraşıklığı olan ve ortodontik tedavi kabul etmeyen erişkin hastalara

Kırık dişlerin tedavisinde ışıklı kompozit dolgulardan veya porselen laminalardan yararlanılmaktadır.

Estetik diş tedavisi uygulamaları kapsamında; ortodontik tedavi, beyazlatma, kompozit dolgular, porselen lamina, zirkonyum, lazer ve implant uygulamaları bulunmaktadır.

Dişlerin arasındaki boşluklar; ortodontik tedavi, ışıklı kompozit dolgular veya porselen laminalar ile kapatılabilmektedir. Oluşan boşlukların sebepleri tespit edilip, yeniden oluşmamaları için önlem alınmalıdır. Aşırı bir aralık görülen olgularda kombine tedaviler gerekebilir.

RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ Dişlerin boyları uzatılabilir mi?

Dişlerin boyları da, ışıklı kompozit dolgular veya porselen laminalar ile uzatılabilir. Hastaların yüz şekli, dişlerin boylarının hesaplanmasında önemli rol oynar. Ön keser dişlerin bir miktar uzatılması hastaların daha genç görünmesini sağlar. Dişlerin uzatılması estetik bir gülüşün yaratılmasının önemli bir püf noktasıdır.